Almanya

Schwerin (Almanya) İdare Mahkemesi’nin 1 A 1343/19 SN sayılı Kararı*

 

(Delil tespiti, kişisel veri, bilirkişi raporu, suret alma hakkı)

 

1.    Konu

Schwerin İdare Mahkemesi (“Mahkeme”), gerçekleştirilecek bir huzurevi inşaatı için komşu binada yapılan incelemeye istinaden, bu binanın mevcut yapısal durumu hakkında düzenlenen bir özel bilirkişi raporunun Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün [European Union General Data Protection Regulation] (Kısaca, “GVKT”) 4. maddesi gereğince kişisel veri olduğuna; bu raporun bir suretinin, bu yönde talepte bulunan komşu binanın malikine verilmesi gerektiğine karar verdi.

2.    Somut Olaylar

Somut olayda müteahhit, bir huzurevi inşa etmek istemektedir. Bu amaçla, komşu binadaki mevcut hasara ilişkin bir rapor hazırlamak üzere özel bir bilirkişi görevlendirmiştir. Rapora konu olan bina, veri süjesi olan kişiye aittir. Veri süjesi, müteahhitten, bilirkişi raporunun, kendisinin ismini içermeyen ama adresinin bulunduğu bir suretini vermesini talep etmiş ise de bu talep, müteahhit tarafından reddedilmiştir.

 

Veri süjesi, bunun üzerine, Veri Koruma Otoritesi’ne [Data Protection Authority] (Kısaca, “DPA”) başvurmuş; DPA, GVKT’nin 13. maddesi uyarınca bilirkişi raporunun bir suretinin veri süjesine verilmesinin gerektiğine karar vermiştir. Bahse konu dava, DPA’nın bu kararı üzerine, müteahhit (mahkeme kararında “davacı” olarak anılmıştır) tarafından, veri süjesi (mahkeme kararında “ilk davalı” şeklinde anılmıştır) ve DPA (mahkeme kararında “ikinci davalı” şeklinde anılmıştır) aleyhinde açılmıştır.

 

Davacı, bilirkişi raporunun bir suretinin birinci davalıya verilmesine ilişkin olarak tesis edilen DPA kararının kaldırılmasını talep etmektedir.

 

3.    Tarafların İddia ve Savunmaları

Davacı, bu noktada, hazırlanan bilirkişi raporunda herhangi bir isim yer almadığından, yalnızca binanın mevcut durumuna ilişkin bilgi olduğundan ve söz konusu kişiden yalnızca mülk sahibi olarak bahsedildiğinden raporda kişisel veri bulunmadığını iddia etmiştir. Ayrıca davacı, ilk davalının bilirkişi raporunun hazırlanmasına rıza gösterdiğini ancak bunun raporda kişisel veri bulunduğu anlamına gelmeyeceğini; mülk bilgilerinden hareketle, örneğin tapu kayıtlarından yapılacak kontrol sonucunda, mülk sahibi olan veri süjesine ulaşabilmenin mümkün olmasının rapordaki verilerin kişisel veri olması sonucunu doğurmayacağını ileri sürmüştür. Davacıya göre raporda davacıdan mülk sahibi olarak bahsedilmeydi, en başından itibaren bu veriler yalnızca olgusal bir veri [factual data] olacaktı. Dolayısıyla değerlendirmenin de bu şekilde yapılması gerekir. Kaldı ki rapor telif hakkı korumasından da yararlanmaktadır, zira yeterli yaratıcılık unsurunu içermektedir; bu nedenle yalnızca raporu yazanın onayı ile suretinin verilmesi söz konusu olabilir. Ancak telif hakkı ile ilgili iddia saklı tutulmuştur. Öte yandan ilk davalı, açacağı tazminat davasında elini güçlendirmek amacıyla bu raporu talep etmektedir. Burada bir hakkın kötüye kullanılması söz konusudur. Böyle bir risk olduğunda GVKT’nin 15. Maddesinde yer alan suret alma hakkı kullanılamaz. Nitekim ilk davalı, rapordaki bilgileri zaten haizdir. Çünkü yapılan inceleme sırasında hazır bulunmuştur. Bu kapsamda GVKT’nin 62 no’lu gerekçesindeki bilgi verme yükümlülüğü artık uygulanmaz. Bu nedenle davacı, DPA kararının iptal edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

 

İlk davalı, raporda yer alan verilerin genel görünümleri ile sınırlı olarak değerlendirme yapılmaması gerektiğini, raporda yer alan bilgilerin açıkça belirlenebilecek bir kişiyle eşleştirilecek bir binaya ilişkin bilgiler olduğundan nesneye ilişkin veri değil, kişisel veri niteliğinde olduğunu; söz konusu raporun yeterli yaratıcılık seviyesine ulaştığından ve dolayısıyla telif hakkı korumasından yararlanmasının söylenmesinin mümkün olmadığını; raporun çoğaltılmasının yalnızca raporun yazarının vereceğe onaya tabi olduğuna dair taraflar arasında bir anlaşma bulunduğuna dair bir delil olmadığını, kaldı ki raporun davacıya PDF formatında gönderildiğini, PDF formatında gönderilen raporun başkalarına verilmeyeceğine dair bir anlaşma yapılmasının çelişkili olacağını, zaten talebinin GVKT md. 15 ya da telif hakkına dayanılarak da reddedilmediğini, bu iddiaların ilk kez mahkemede ifade edildiğini; herhangi bir hakkın kötüye kullanılması durumunun söz konusu olmadığını zira gizliliğinin korunması noktasında menfaati olduğunu; raporun düzenlenmesine onay verdiğini gösterir bir delil sunulması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda DPA kararının hukuka uygun olduğundan bahisle davanın reddedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

 

İkinci davalı yazılı cevap vermemiştir.

 

4.    Değerlendirme

I.            Bilirkişi Raporu’nun GVKT’nin 4. Maddesi Anlamında Bir Kişisel Veri Olması

Mahkeme’ye göre, bilirkişi raporu kişisel veri niteliğindedir (bkz. GVKT’nin 4/1. fıkrası). Bu noktada, kişisel veri ile olgusal veri arasında bir ayrım bulunmaktadır. Şayet veriler münhasıran bir şeye ilişkin ise olgusal veriler söz konusudur, bu verilerde gerçek bir kişi ile herhangi bir bağlantı yoktur. Buna karşılık belirli düzeydeki ferdileştirici unsurlar, bunların ayrı düzeyi veya söz konusu nesnenin benzersizliği nedeniyle bir şey hakkındaki bilgiler, bir gerçek kişiye atıfta bulunabilir. Bu durumda da kişisel veri söz konusu olur.

Mahkeme’ye göre bu ayrım, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (“ABAD”) içtihatları da göz önüne alındığında, bağlama ilişkin bir yaklaşımla mümkün olabilir. Buna göre, kişisel referans [personal reference]; içerik, amaç veya sonuç unsurundan yahut bunların kombinasyonlarından ya da hepsinin bir arada değerlendirilmesinden meydana gelebilir[1].

İçerik unsuru şartı, bir kişi hakkında doğrudan ve dolaylı bilgi verildiğinde gerçekleşir. Bir mülk hakkında açıklamalar yapılması, kişiye yönelik dolaylı bir ima sayılır. Bu bilgi şekilsel açıdan bina ile ilgili olsa da aynı zamanda mülkün sahibi ile de ilgilidir. Zira esasında olgusal veriler coğrafi referans biçiminde kodlanmakta ve bu referans da belirli bir kişinin yaşam alanına işaret etmektedir.

Amaç unsuru şartı, bir bilgi bir kişiyi belirlemeyi mümkün kılıyorsa, ona yönetilecek davranış şeklini belirliyorsa ya da belirlenmesine etki ediyorsa gerçekleşmiş sayılır. Örneğin, bir kişinin davranış kalıplarını tanımak ve farklı bilgileri kullanarak bunları analiz etmek ve bu temelde o kişiyle etkileşime geçmek böyledir.

Sonuç unsuru ise, -bu iki unsurdan bağımsız olarak- bilginin belirli bir kişinin haklarını ve menfaatlerini etkileme olasılığı varsa gerçekleşir. Örneğin, gayrimenkulün ekonomik anlamda nasıl kullanıldığı ve ondan nasıl faydalanıldığı konusunda bilgi olması böyledir.

Mahkeme’nin görüşüne göre, olayda tüm bu unsurlar gerçekleşmiştir. Nitekim bilirkişi raporunda adres belirtilmek suretiyle kişi belirlenebilir hale gelmiş ve içerik unsuruna ilişkin şart gerçekleşmiştir. Bilirkişi raporunun bu mülkün kayıt altına alınması amacıyla hazırlanması ve daha sonraki anlaşmazlıklar da dikkate alındığında, amaç ve sonuç unsurları da yerine getirilmiştir.

Kişisel veri, GVKT m. 4/1 uyarınca; ‘tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir’. İlk davalı, GVKT m. 4/1 anlamında kimliği belirli veya en azından belirlenebilir bir gerçek kişidir. Davada davacı ve ikinci davalının; birinci davalıyı tanıdığı ve onlar için kimliğin belli olduğu da tartışmasızdır. İlk davalının kim olduğunun bilirkişi görüşünde yer alan adres bilgilerinden tereddütsüz ve şüphesiz şekilde tespit edilmesi, hem kendileri hem de üçüncü şahıslar açısından mümkündür. Bu sebeple, GVKT m. 4/1 uyarınca, bilirkişinin raporu da kişisel veridir. Buradaki en önemli faktör, bilgi ile kişi arasındaki bağlantının doğrudan ya da dolaylı bir şekilde kurulup kurulmadığıdır.

GVKT’nin veri süjesinin erişim hakkını düzenleyen 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; veri sorumlusunun işleme faaliyetine konu kişisel verilerin bir suretini sağlar. Bu düzenlemeye istinaden gerek görüşün alınma amacı, gerekse kişisel bağlantının sağlanabilmesi yönünden, GVKT m. 15/3 fıkrası uyarınca davalının bilirkişi raporunun suretini alma hakkı bulunmaktadır.

II.          GVKT’in 15. Maddesi ve 62 No’lu Gerekçesi’nin Veri Süjesinin Suret Alma Hakkını Engellememesi

Mahkeme, GVKT’nin 62 no’lu gerekçesinin ilk cümlesinin, veri süjesinin suret alma talebini imkânsız kılmayacağına karar vermiştir. Bu gerekçe uyarınca bilgi verme yükümlülüğü, veri süjesi hâlihazırda o bilgiye sahipse uygulanmamaktadır. Ancak bu durum sadece talep edilen bilgi, talepte bulunan kişi tarafından ve talep edilen spesifik şekilde biliniyorsa devreye girmektedir.

Veri süjesinin söz konusu binanın sahibi olarak, binasının durumunu istediği zaman bizzat inceleyebilmesi doğaldır. Ancak bu imkân, incelenen konuyla ilgili değildir. Bilirkişi raporundaki fotoğrafların özetleri ve tasvirler, bağımsız bir veri işleme faaliyeti teşkil etmektedir. Veri süjesi, bilirkişi görüşü olmaksızın bu somut bilgiye (kişisel verilerine) erişim sağlayamayacaktır.

İlk davalı incelenen mülkün sahibi olduğundan, prensip olarak bilirkişi raporuna yansıyan durumu bizzat inceleyebilir. Ancak bu durum da veri koruma hukuku kapsamında yapılan mevcut inceleme açısından önemsizdir; daha doğrusu, saklanan veya işlenen somut bilgiye göre durum değişir. İlk davalı, bilirkişi raporuna yansıyan durumu, ikinci davalının sözlü aktarımı ile öğrenmiş ve bu durum bilgi alındığına kanaat getirmeye yeterli olsa dahi, bu kapsamdaki bilgiler, uyuşmazlık konusu bilirkişi görüşünün tamamını yansıtmayacaktır. Zira bilirkişi hazırladığı görüşünde, farklı kaynaklardan edindiği fotoğraflar ve açıklamaları birleştirmiştir. Bu durum ise GVKT anlamında bağımsız bir veri işleme faaliyeti teşkil etmektedir ki, bu nitelikteki veri işlemenin sonucundan ilk davalının haberi bulunmamaktadır.

III.       Bilirkişinin Teklif Hakkı ile Çatışan Bir Hak Bulunmaması

GVKT’nin 15/4 hükmü uyarınca veri süjesinin kişisel verilerinden bir suret alması, diğerlerinin hak ve özgürlüklerini olumsuz şekilde etkilememelidir. Bu hükmü yorumlamak için, GVKT’nin 63 no’lu gerekçesi de dikkate almak gerekmektedir. Bahsedilen hükmün beşinci cümlesinde “erişim hakkının diğer kişilerin ticari sır veya fikri mülkiyet hakları, özellikle yazılım üzerindeki telif hakları gibi hak ve özgürlüklerini etkilememesi gerektiği” düzenlenmektedir. Hükmün altıncı cümlesi ise “bu durumun veri süjesinin bilgiden mahrum bırakılmasına sebep olmaması gerektiğini ve üçüncü tarafların temel hak ve özgürlükleri ile kapsamlı bir dengeleme yürütülmesi gerektiğini” belirtmektedir.

Mahkeme, bilirkişinin telif hakkının, GVKT md. 15/4 uyarınca erişim hakkının kullanılmasına engel teşkil etmeyeceğine ve bilirkişinin telif hakkı ile çatışan bir durum bulunmadığına karar vermiştir.

Mahkemenin görüşüne göre, somut olayda, telif haklarının ihlal edilmediği yönündeki kanaatinin iki sebebi bulunmaktadır. Mahkeme ilk olarak, bir bilirkişi görüşünün telif hakkı korumasına değer olup olmadığı konusunda şüphe duymaktadır. Alman Telif Kanunu’nun (Kısaca: “UrhG”) bu hususa ilişkin ikinci maddesi, bilimsel ve edebi çalışmaları sınırlı bir kapsamda korumaktadır. İkinci olarak, telif koruması olduğu varsayılsa bile taraflar arasında telif çatışması olmadığını belirtmektedir.

Davacı, bilirkişi görüşünün metin kısmının telif korumasından yararlanmak noktasında yeterli bir yaratım seviyesine ulaştığını ispatlayamamıştır. Bilirkişi raporu, sınırlı bir bakış açısıyla hazırlanmış olup, yalnızca nesnel teknik kayıtları içermektedir. Bahse konu davada hasar nedenleri ve hasarlara karşı alınacak önlemlere yer verilmemiştir. Bir yandan, ispat yükü üzerinde olan davacı, somut olayda, bilirkişi ile davacının kararlaştırdığı bir kullanma veya yararlanma hakkının bulunduğunu kanıtlamamıştır. Öte yandan, çalışmanın tamamlanmasını önleyecek herhangi bir UhrG hükmü (§ 15/2-2, § 19aUrhG; § 15/1-2, § 17 UrhG) bulunmamaktadır. Mahkeme daha sonra bunları daha ayrıntılı olarak incelemiştir; ancak verilerin korunmasıyla ilgili olmaması nedeniyle, bunlar daha ayrıntılı olarak incelenmeyecektir.

Akabinde Mahkeme bilirkişi görüşünün, direkt olarak etkilenen taraflar (davacı ve veri süjesi) arasında eşit ve aynı koşullarda açıklanmaması durumunda, delil muhafazası amacına hizmet edemeyeceğine karar vermiştir. Bilirkişi görüşü ile yeknesak ve tartışılmaz gerçeklerin ileride ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların taraflarınca dayanak olarak kullanılabilmesi için, binanın durumunun ve varsa mevcut hasarın, davacının inşaat çalışmasına başlanmadan önce bağımsız bir üçüncü tarafça belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu sebeple bilirkişi görüşü veri süjelerinin menfaatlerine de hizmet etmektedir; bu itibarla onlar da bilgi alma haklarını “silahların eşitliği prensibine” dayandırabilirler.

Mahkeme kararında, GVKT’deki düzenleme itibarıyla veri süjesinin, verisinin “genel taslağına” değil verisinin tamamına “direkt erişim hakkını” düzenlediğine ve verinin tamamı hakkında bilgi sahibi olunması gerektiğine işaret edilmektedir. Bu durumda, bilirkişi görüşünün tamamının suret alma hakkının kapsamında olduğunu kabul etmek uygun olacaktır. Zira rapor, gerek bütünü gerekse müstakil parçalarıyla, mülke ve ilk davalının ve finansal durumuna ilişkin gerçeklere dayanan bilgiler içermektedir.

IV.        GVKT’nin 12. Maddesi Kapsamında Hakkın Kötüye Kullanılması Durumunun Olmaması

İlk davalı, GVKT’den doğan haklarını da kaybetmemiştir. Mahkeme, bir yandan hakkın kaybedilip kaybedilmeyeceği, diğer yandan ise bir temel hakkın geç kullanılmasının bu haktan vazgeçildiği sonucunu doğurup doğurmayacağı ve bu durumun kötü niyet olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği hususunu da değerlendirmiştir. Somut olayda, ilk davalının bilgi alma şeklindeki temel hakkından vazgeçtiğine ilişkin herhangi bir emare bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle, ilk davalının mülkünün incelenmesine rıza göstermesi, GVKT’den doğan haklarından feragat ettiğini zımnen beyan ettiği şeklinde yorumlanamaz.

Ayrıca ilk davalının bilirkişi raporunun bir suretini almaktan (zımnen) feragat ederek kendi menfaatlerine aykırı bir biçimde anlaşmaya varmak istediği ve böylece davacıya, kendisinin dezavantajına olacak bir bilgiyi sağladığının ileri sürülmesi ihtimali de mantıken kabul edilemez. Dahası, davacı böyle bir varsayımda bulunulmasını sağlayacak herhangi bir delili sunmamış olup herhangi bir ispatta da bulunmamıştır.

5.    Sonuç

İlk davalının bilgi talebi, sağlam bir temele dayalı olduğu, aşırıya kaçmadığı ve sadece bir kez yapıldığı, ayrıca bilirkişi görüşünün her sayfası ilk davalının kişisel verisini içerdiğinden, kapsam açısından makul olduğu için, hak ihlali teşkil etmemektedir ve davalının GVKT’ın 12/5 fıkrasının ikinci cümlesine dayanan talebini olanaksız kılmaz. Bu bağlamda, 25 Haziran 2019’da alınan karar, hukuka aykırı değildir.

 

[1]Bkz. ABAD, 20 Aralık 2017 tarihli karar – C-434/16. 

*https://www.landesrecht-mv.de/bsmv/document/MWRE210002342

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!